Şiir

Hadi git
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.
Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leylâ bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yâr saymıştın;
Oysa ki hep yedekte hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.
Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mâni olur perişanıma benim.
Yâri Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz lâyık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşkolsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşkolsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!
Git iş işten geçmeden çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!...
Cemâl SÂFİ


Rastlantı mı?
Sen, evet, kim bilebilirdi rastlantıların, kaderin suretleri olduğunu.
abim demişti oysa hemde kahpesinden.
ve Karşımdasın şimdi Elim ayağıma dolaşık,
açıyorum ben ya da çalışıyor ya da sanıyorum.
her ikisi de fena ama duramıyorum, çok mu kudretlisin durdursan ya
iyi de sen nereye gidiyorsun o vakit
sanki gecenin bir yarısı sanki avucumda kelebek,
nereye sanıyorsun bu gidiş.
hem ben geldim artık dur artık... dur!!!
Yazan: Nazım Yusuf ARSLAN


ÖzgelmişGeçmişGeleceğim
Tükenmez Umutlar Prensiyim,
Dipsiz Kuyular Evreninin.
" Dinmez Fırtınalar Limanımda " bekler tüm yürekler.
Kaderin Evrensel Kümesi Olmuş Yüreğim
Ve Bir Kâğıda Yazılır Hatıralarım Beyaz Kalemle.
Ben kendimin kölesi, kölem benim Efendim.
Hem köle Hem Efendiyim Kendimde.
Özlenen şansların Beklenen Fırsatlarıyım.
Beklentilerim arar başka yerleri, başka zamanlarda.
Gözlerim Arar " Beni de Bir Gün Almaya Gelecek O SON gemiyi". Şu Limanda.
Ve Sonra En uçsuzluğa, bucaksızlığa açılır kanatlarım,
Kapsar tüm vazgeçişlerimi, tüm hatalarımı Yaşantımın.
Bulurum işte O zaman Seni Gölgesinde KANATLARIMIN !!!
İşte Benimsin O zaman
Sen istersen Şimdi Benim Olma...
Yazan: Nazım Yusuf Arslan




Hayalimde Kaldı Aklım
Yabancı bir şehrin sokaklarında
Çoğu kez meçhule atılır adımlar
Göğsünde taşıdığın; kalbin değildir artık
Kaderindir !..
Kaderine bir ortak ararsın
Ömrün öznesiz kalmıştır artık, yüklemler; yormuştur seni.
En çok ta gecenin üçünde uyanıksındır sen herkes uyuyorken,
Düşer diline bin bir şarkı
Elinde olmadan...
Tamda gecenin üçünde, keder dolu
Hep, bir yerde kesilir bu şarkı
Tamda gecenin üçünde...
Ve kapanır gözlerin, gördüklerin düştür artık
Ellerini uzatırsın hayalindeki sevdiğine
Sonrada özlem duyduğun güzel yarınlara
Sonra değer gözleri gözlerine,
Ve gece biter farkında olmadan, açılır gözlerin
İstemesen de...
Güzel düşlerin sona erer açılır gözlerin
Lanet okurcasına; biten tatlı hayallere
Bunda sonrası gözyaşı, kalp ağrısı
Tüm vücudun; salıverir kendini zihninle birlikte
Bir bekleyiştir, gelecek bir işareti
Hayallediğin sevdiğinden
Ve beklersin, bir sabah uyansam ve her şey güzel olsa...
Diye başlan, düşüncelerle, bıkmadan...
Belki bir mucizedir; "belkide" diyebildiğin...
Güzel yarınlara hayallerinle beklerlerinle birlikte
Beklersin bir gün, biye diye...
Belki şuan bir kötü rüyadır, dilerim
Uyuduğumda ise gerçek, umarım
O bile yeter çoğu zaman
Hiç yoktan iyidir, diye
Sürer hayatım...
Bilirsin ki bir yerde yaşıyordur hayalin...
Yazan: Nazım Yusuf ARSLAN


Boşu Boşuna?
Zamanın dinmez rüzgârlarında sevmiştim oysa
Hayatımın savrulup gidiyor olmasına rağmen
Bir yalnız şairin mısralarında bile yoktu baş harfin
Yazmış olduğu onca şiirlere rağmen
O ne amansız bir gidişteki, bir beni sürüklemedi peşine
Aylarca ellerini sıkı sıkı tutmuş olmama rağmen
Hiç bir yürek kabul etmiyordu bunun adını
Hayatı sürdüren sayısız yaşama rağmen
Hani kanın da kanıma uymuyordu da
Aynı topraktan yaratılmış olmamıza rağmen
Denemiştim oysa bir gün diyerek
3,14'ü 3,15 yapmak kadar zor olmasına rağmen
Olmadı, olmuyor...
Yazan: Nazım Yusuf ARSLAN


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU


66.Sone
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adam
William SHAKESPEARE Çeviri : Can YÜCEL


Kadın dediğin
Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş.
Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta.
Aklını başından alacak ama aklını sadece bununla yormayacak.
Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, her şeyini.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek,
Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her
tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak…
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
Salatasız oturmayacak yemeğe.
Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri yahut pahalı parfümlerin
sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
Kadın dediğin güzel olacak…
Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da…
Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam esmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya…
Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak.
Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak…
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan,
unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan,
raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa…
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de…
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
Parayla pulla, kariyerle,kimin ne dediğiyle ,sınırlamayacak.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla…
Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana…
Öyle bir kadın işte…
Nerede öyle kadın yoktur deme…

Sende adam olacaksın seçmesini bileceksin!
Can YÜCEL

1 yorum: