Ayrıkların ve hüznün mevsimidir Sonbahar. En acı ayrılıklar ve katmerli hüzünler bu mevsimde yaşanır. İlişkilerin sona ermesi ve ayrılıkların Eylül’e denk getirilmesi yazın bitişine benzer. Eylül ayındayız yani hüzünler ve ayrılıklar ayında… Sıra şimdi bende… Bu defa ben yaşıyorum içimdeki yaprak dökümünün acısını. Yüreğim acıyor. Baharın yeşerttiği, Yazın güzelleştirdiği ve Sonbaharın soluklaştırdığı duygulardan soyunuyorum sanki. Kim bilir belki de içimi acıtan yaşadıklarımızın güzelliğidir.
Hayatımızın bir gün son bulacağı, doğanın mutlak bir gerçeği olsa da yine dört elle hayata sarılmak insana ait bir özellik olsa gerek. Ölüm gerçeğini bilerek yaşama sarılmak, ayrılıklara göğüs germek ve hüznü, acıyı yere çalmak! Ne müthiş bir duygudur; yeniden doğar gibi yeni başlangıçlar yapabilmek! “Her başlangıcın bir bitişi vardır” sözündeki uyarıyı hiçe sayarak yapabilmeliyiz bunu. Nice aşklar ve sevdalar da son bulmaktan kurtulamamıştır. Mecnun Leyla’sına kavuşunca Leyla’yı istememiş. Leyla’sını o kadar çok sevmiş ki bir İlah haline getirmiş ve ona tapmaya başlamış. Ulaşınca büyü bozulmuş ve İlah ölmüş.
Aile ve toplum baskısının kıskacında bulunan genç kızların ürkek olur aşkları da sevgileri de… Üzerlerine bindirilen “namus” yüküyle ve bastırılan duygularıyla gerçek sevgiyi arar ve özlerler. Erkek cinsinin kadınların kâbusu olduğu bir toplumda yaşamak, sevmek ve ayrılmak ne zor olur bir bilseniz. Biz kadınları bu kadar güçsüz ve duygusal kılan nedir acaba? Toplumun yarattığı bir anlayış olan “kadın korunmaya muhtaçtır” yaklaşımı mı? Güzellikler kolay kazanılmıyor ama çok kolay kaybedilebiliyor. Gerçek anlamda sevgiyi yaşamak ve kaybetmek de bundan biri değil mi? Sonra kaybetmelere alışmıyor mu insan? En çok kaybeden de kadın cinsi olmuyor mu? Şimdi hatırlamıyorum kim söylemiş. “ilk insanı geride bırakana kadardır her şey, sonra insan duyarsızlaşır” sözü ne kadar doğru ve yerinde değil mi?
Sonuç olarak hayatta insanın başına her şey gelebilir. Güçlü bir rüzgâr bizi çamura atsa bile silkinmeyi bilmeliyiz. Eylül ayrılıklarına direnmeliyiz. Yeniden doğmak ve yeniden var olmak gibi. Vahşi bir şekilde üzerimize gelseler bile biz de gerektiği zaman dişlerimizi göstermesini bilmeliyiz. Canımız acır ama acıtırız da…
Yazan: SBL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder